Ödev masasında söylenen tek cümle neden bu kadar ağır basar
Bir veli bana geçen dönem şöyle yazmıştı: "Hocam, kızım kesir sorusunu görünce ağlamaya başlıyor, ben de sinirleniyorum, sonra ikimiz de masadan kalkıyoruz." Bu mesajın içinde iki ayrı sorun var. Birincisi çocuğun yaşadığı matematik kaygısı, ikincisi o anda velinin ağzından çıkan cümleler. İlkini bir gecede çözemeyiz ama ikincisi tamamen bizim elimizde. Yirmi yıldır öğrencilerle ve velilerle aynı masada oturan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: çocuğun matematikle kurduğu ilişkiyi, öğretmenin anlattığı konu kadar evde duyduğu cümleler de şekillendirir.
Bu yazıda niyeti iyi olsa da etkisi ters olan cümleleri tek tek ele alacağım. Hiçbiri kötü bir velinin cümlesi değil; çoğunu ben de yorgun bir akşamda kurmuş olabilirim. Amaç suçluluk duymak değil, aynı duruma bir dahaki sefer başka bir cümleyle girebilmek. Her grubun sonunda yerine neyin söylenebileceğini de yazdım, çünkü "bunu deme" demek tek başına işe yaramaz; boşalan yere yeni bir cümle koymak gerekir.
Matematikte zorlanan çocuğun genel tablosunu daha önce çocuğu matematikte zorlanan velinin atabileceği adımlar yazısında anlatmıştım. Buradaki konu daha dar ve daha hassas: zorlanmanın üstüne korku eklenmiş çocukla nasıl konuşulur?
Matematik Kaygısı Tembellik Değil, Bir Alarm Hâlidir
Önce neyle karşı karşıya olduğumuzu netleştirelim. Matematik kaygısı, çocuğun matematik sorusuyla karşılaştığında yaşadığı gerginlik, korku ve kaçınma hâlidir. Çocuk konuyu bilse bile soruyu gördüğü anda zihni bulanıklaşır, bildiği işlemi yapamaz hâle gelir. Dışarıdan bakan veli bunu çoğu zaman tembellik, dikkatsizlik ya da isteksizlik sanır. Oysa masadan kaçan çocuk çalışmak istemediği için değil, o duyguyla yeniden karşılaşmak istemediği için kaçar.
Bunu sınav kaygısı ile karıştırmamak gerekir. Sınav kaygısı genellikle sınav dönemlerinde yükselir ve her derste görülebilir. Matematik kaygısı ise sınav olmasa da ödevde, tahtaya kalkınca, hatta markette para üstü hesaplarken bile ortaya çıkabilir. Halk arasında buna matematik korkusu da denir. İkisi sık sık birlikte görülür ama kaynakları farklıdır; birinde sorun sınav ortamıdır, diğerinde matematiğin kendisi.
Ortaokulda bu tablonun belirginleşmesinin bir nedeni var: beşinci sınıftan itibaren konular soyutlaşır, kesirler, tam sayılar ve cebirsel ifadeler gelir. İlkokulda parmakla sayarak çözülen sorular artık işe yaramaz. Çocuk bir yere kadar ezberle idare eder, sonra bir gün tutunacak yer bulamaz. İşte o anda evde duyduğu cümle, ya ona tutunacak bir dal uzatır ya da elindekini de bıraktırır.
Belirtilere de kısaca bakalım. Ödev saati yaklaşınca karın ağrısı, matematik defterini en sona bırakma, kolay soruda bile "bilmiyorum" deme, silgiyi kâğıdı yırtacak kadar kullanma, soruyu okumadan cevap uydurma. Bunlardan biri tek başına bir şey söylemez; birkaçı haftalarca sürüyorsa çocuğun matematik kaygısı yaşadığını düşünmek için yeterli neden vardır.
Matematik Kaygısı Olan Çocuğa Velinin Söylememesi Gereken Cümleler Neden Önemli?
Çünkü kaygılı çocuk her cümleyi bir sınav sonucu gibi okur. Velinin "hadi bakalım" demesi bile ona "şimdi yine beceremeyeceksin" gibi gelebilir. Aşağıdaki gruplarda en sık duyduğum cümleleri, çocuğun bunları nasıl duyduğunu ve yerine ne söylenebileceğini sıraladım.
Teselli ederken kapıyı kapatan cümleler
"Üzülme, ben de matematikte hiç iyi değildim." Bu cümle sevgiyle kurulur; çocuğu rahatlatmak, yalnız olmadığını göstermek istersiniz. Ama çocuk bundan şu sonucu çıkarır: matematikte iyi olmamak ailede var, benim elimde olan bir şey değil. Kaygı, kontrol edemediğimiz şeylerden beslenir. "Genlerimde yok" fikri çocuğun çabasını anlamsız hâle getirir; neden uğraşsın ki, zaten sonuç belli.
"Herkes matematikçi olacak değil." Doğru bir cümle, ama yanlış zamanda. Ortaokul matematiği meslek seçimi değil, temel bir okuryazarlık. Kesirle, oranla, yüzdeyle ömür boyu karşılaşacak. Bu cümle çocuğa "bu konuyu bırakabilirsin" izni verir ve kaçınmayı ödüllendirir. Kaçınma ise matematik kaygısı olan çocukta kaygıyı azaltmaz, büyütür; çünkü kaçılan şey her seferinde daha korkutucu görünür.
"Sen zaten sözelcisin." On bir yaşındaki bir çocuğa sayısal ya da sözel etiketi yapıştırmak için çok erken. Bu etiketi alan çocuk, matematikte yaşadığı her zorluğu kimliğinin bir parçası sayar. Zorlanmak geçici bir durumken etiket kalıcı bir yargıya dönüşür.
Yerine şunu deneyebilirsiniz: "Bu konu şu an zor geliyor, bu normal. Zor gelen şey çalıştıkça kolaylaşır; geçen yıl çarpım tablosu da zor geliyordu." Burada çocuğa bir geçmiş başarı hatırlatıyorsunuz ve zorluğun geçici olduğunu, kendisinin değil konunun zor olduğunu söylüyorsunuz.
Karşılaştıran ve etiketleyen cümleler
"Ablan senin yaşında bunları kolayca yapıyordu." Kardeş karşılaştırması evde en sık kurulan ve en uzun iz bırakan cümlelerden biridir. Çocuk bunu "ben ablam kadar değerli değilim" diye duyar. Matematikle ilgili bir cümle olmaktan çıkar, aile içindeki yerine dair bir cümleye dönüşür. Sonra matematik dersi, bu yarışı her gün yeniden kaybettiği bir alan olur.
"Sınıfta başka yapamayan var mı?" Masum bir soru gibi görünür. Ama çocuk bu soruda bir sıralama hisseder. "Hayır, herkes yaptı" derse kendini en geride görür; "evet, birkaç kişi daha" derse bu sefer de sorun önemsizleşir. İki cevap da işe yaramaz.
"Sen çok dikkatsizsin." İşlem hatası yapan çocuk için en sık kullanılan kelime "dikkatsiz"dir. Oysa matematik kaygısı yaşayan bir zihin dikkatini işleme değil, korkuya verir. Çocuk dikkatsiz olduğu için değil, kaygılı olduğu için hata yapar. Ona dikkatsiz demek, hatanın asıl nedenini görünmez yapar ve bir etiket daha ekler.
Yerine şunu söyleyin: "Bu soruda nerede takıldın, birlikte bakalım mı?" Hata yapılan yeri bulmak, çocuğu değil soruyu konuşmayı sağlar. Kâğıdın üzerindeki tek bir adımı göstermek, "sen dikkatsizsin" demekten çok daha fazla şey öğretir.
Ödev masasında sabırsızlıkla ağızdan kaçanlar
"Bu kadar basit bir şeyi nasıl anlamıyorsun?" Yetişkin için basit olan, çocuk için basit değildir. Bu cümleyi duyan çocuk şunu düşünür: basit bir şeyi bile anlayamıyorsam, ben gerçekten yeteneksizim. "Basit", "kolay", "bunu herkes bilir" gibi kelimeler kaygılı çocuğa yardım etmez; tam tersine, anlamadığını saklamayı öğretir. Bir sonraki sefere çocuk "anladım" der ama anlamamıştır.
"Kaç kere anlatacağım sana?" Aynı şeyi üçüncü kez anlatırken sabrın tükenmesi çok insani. Ama bu cümleyle çocuğa soru sormanın bedelli olduğunu söylemiş olursunuz. Matematikte soru sormayı bırakan çocuk öğrenmeyi de bırakır. Üçüncü anlatımda işe yaramayan yöntem, dördüncüde de yaramayacaktır; sorun anlatımın sayısında değil, şeklindedir. Aynı konuyu bu sefer bir çizimle, bir nesneyle ya da gündelik bir örnekle anlatmak çoğu zaman kilidi açar.
"Hadi çabuk ol, daha çok sorun var." Zaman baskısı, matematik kaygısı olan çocuğun en zayıf noktasıdır. Kaygı zaten zihni meşgul ediyorken bir de saatle yarışmak, çocuğun elindeki kısa süreli hafızayı tamamen tüketir. Hızı sonra kazanırız; önce doğru ve rahat çözmek gerekir.
Bu gruptaki cümlelerin ortak sonucu hata yapma korkusudur. Hata yapınca azar işiten çocuk denemekten vazgeçer, boş bırakmayı güvenli bulur. Yerine şunu söyleyebilirsiniz: "Yanlış yapman sorun değil, yanlışın nerede olduğunu bulmak işin en önemli kısmı." Hatta bazen bilerek siz bir hata yapın ve çocuğun bulmasını isteyin. Hatayı bulan taraf olmak, hata yapan taraf olmanın gerginliğini azaltır.
Sınavdan önce ve sonra tehdit gibi duyulanlar
"Bu sınav çok önemli, sakın kötü gelmesin." Veli bunu motive etmek için söyler. Çocuk ise sınava "kötü gelirse kötü şeyler olacak" duygusuyla girer. Kaygının hedefi artık matematik değil, sonucun yaratacağı tepkidir. Sınav kâğıdını eline aldığında aklında sorular değil, eve dönünce ne söyleyeceği vardır.
"Neden doksan, on puan nereye gitti?" İyi bir notun ardından eksik puanı sormak, çocuğa hiçbir sonucun yetmeyeceğini öğretir. Matematik kaygısı yaşayan çocuklarda bu mükemmeliyetçi baskı özellikle yıpratıcıdır, çünkü çocuk başarıyı da bir tehdit olarak yaşamaya başlar: bir sonraki sefere bu notu koruyamazsam ne olacak?
"Bu gidişle liseye giremezsin." Sekizinci sınıfta sıkça duyulan, geleceği bir tehdit gibi öne çeken bu cümle, sınav kaygısını matematik kaygısının üstüne bindirir. Çocuk her deneme sınavında bütün geleceğini ortaya koyduğunu hisseder. Bu yükle soru çözmek, zaten zorlandığı dersi tamamen kilitler.
Sınav sonrasında daha işe yarar bir konuşma şöyle başlar: "Hangi soruda zorlandın? Hangisini çözerken iyi hissettin?" Ardından yanlışları birlikte üçe ayırın: bilmediğim, bildiğim ama yanlış yaptığım ve süre yetmediği için boş bıraktığım. Konuyu bildiği hâlde kâğıtta karşılığını alamayan çocuklar için matematiği anlıyor ama sınavda yapamıyor yazısındaki ayrımlar da işinize yarayacaktır.
Bu cümlelerin yerine evde ne söylenebilir
Yasaklı cümleler listesi tek başına yetmez; çocukla konuşurken boşluk kalınca eski alışkanlık geri gelir. Bu yüzden elinizin altında hazır birkaç cümle olması işinizi kolaylaştırır. Matematik kaygısı olan çocukla konuşurken üç şeye dikkat edin: sonucu değil çabayı görün, zorluğu geçici gösterin, çocuğa bir kontrol alanı bırakın.
- "Bu soruyu çözmek için uğraştığını gördüm, nereye kadar geldin?"
- "Zor bir konu bu, zorlanman normal. Hangi kısmı anlaşıldı, hangisi değil?"
- "İstersen önce sen bir dene, takılırsan ben buradayım."
- "Yanlış yaptığın yer çok değerli, oradan ne öğrendiğimizi bulalım."
- "Bugün iki soru çözsek yeter, hangisinden başlamak istersin?"
- "Sınav sonucunu konuşmadan önce sen nasıl hissediyorsun, onu merak ediyorum."
Bu cümlelerin hiçbiri büyülü değil. Birkaç kez denediğinizde çocuğun hemen değişmesini beklemeyin. Kaygı yavaş azalır; çocuğun "evde matematik konuşmak güvenli" duygusunu yeniden kurması haftalar alabilir. Ama ses tonunuz ve cümleleriniz tutarlı kaldıkça masadan kalkma süresi kısalır, ağlama krizleri seyrekleşir.
Bir de dil kadar önemli olan ortam var. Ödevi yemekten hemen sonra ya da yatmadan hemen önce değil, çocuğun dinç olduğu bir saate koyun. Kısa ve sık oturumlar, uzun ve gergin bir oturumdan daha verimlidir. Çocuğun ilgisini canlı tutmak için matematikte motivasyonu korumaya dair yazdıklarım da bu düzeni kurarken yardımcı olur.
Evde değişmeyen kaygı için ne zaman destek aranmalı
Cümleleri değiştirdiniz, ödev saatini düzenlediniz ama çocuğun matematik kaygısı aylardır aynı mı? Çocuk matematik dersi olan sabahlarda düzenli olarak karın ağrısından ya da baş ağrısından şikâyet ediyorsa, okula gitmek istemiyorsa, sınavda bildiği soruları da boş bırakıyorsa bunu yalnız ev içinde çözmeye çalışmayın. İlk adım okulun rehberlik servisi ve matematik öğretmeniyle konuşmaktır. Öğretmen çocuğun sınıftaki hâlini, rehber öğretmen ise duygusal tarafı sizden farklı bir yerden görür.
Kaygı günlük hayatı belirgin biçimde etkiliyorsa, uyku ve iştah bozuluyorsa bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına danışmak gerekir. Bu bir başarısızlık değil; kırık bir bilek için doktora gitmek gibi, doğru yere doğru zamanda başvurmaktır.
Bazı çocuklarda ise kaygının arkasında kapanmamış bir konu eksiği vardır. Kesirleri oturtmadan denklem çözmeye çalışan çocuk her yeni konuda biraz daha geride kalır ve kaygısı her hafta büyür. Bu durumda eksiği çocuğun hızında, sınıf baskısı olmadan kapatmak kaygıyı da beraberinde azaltır. Birebir derste en çok önem verdiğim şey de budur: soru sormanın bedelsiz olduğu, yanlışın konuşulduğu, hızın çocuğa göre ayarlandığı bir ortam. Ortaokul matematik özel ders sayfasında bu çalışmanın nasıl ilerlediğini ve ders düzenini ayrıntılı anlattım.
Hangi yolu seçerseniz seçin, evdeki dil yine belirleyici olmaya devam eder. Matematik kaygısı tek bir derste ya da tek bir konuşmada geçmez; ama çocuğun her akşam duyduğu cümle değiştiğinde matematikle arasındaki duvar da yavaş yavaş incelir. Bu konudaki kısa videolar ve veli sorularına verdiğim cevaplar için YouTube kanalımıza da göz atabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Oğlum matematik ödevine oturur oturmaz ağlamaya başlıyor, bu gerçekten matematik kaygısı mı yoksa ödevden kaçmak için mi yapıyor?
Ben de okulda matematikte çok kötüydüm, bunu kızıma söyleyip onu rahatlatmaya çalışmam neden yanlış olsun?
Çocuğuma aynı konuyu üç kez anlattım ve hâlâ anlamıyor, sabrım tükendiğinde ne yapmalıyım?
Sınav öncesinde çocuğumu motive etmek için bu sınavın çok önemli olduğunu söylüyorum, bu kaygısını artırıyor olabilir mi?
Matematik kaygısı ile sınav kaygısı arasındaki farkı veli olarak nasıl anlayabilirim?
Evde konuşma tarzımı değiştirdim ama çocuğumun matematik korkusu aylardır geçmiyor, ne zaman uzmandan destek almam gerekir?
Ortaokul Matematik Sürecini Birlikte Planlayalım
Blog yazısındaki başlıkları öğrenciniz için daha düzenli ve birebir bir çalışma planına dönüştürmek isterseniz iletişime geçebilirsiniz.